
Malzemeler:
- 1 bardak ılık süt
- 2 kesme şeker
- yarım tatlı kaşığı tuz
- 1 paket toz maya
- 1 kaşık zeytinyağı
- aldığı kadar (yarım paket falan) un
- nemli bir bez
- fırın
Hazırlanışı:
O kadar kolay ki. Ilık sütü, şekeri, tuzu ve mayayı karıştırarak eritin, içine zeytinyağını koyup karıştırın. Üstüne unu azar azar ilave edin, ele yapışan yumuşak bir hamur olduğunda kabın üstüne nemli bir bezi koyun, 1 saat bekletin, iyice şişsin.
Şişince elinizi biraz ıslatarak hamurdan parçalar koparın, şekil verin. Önceden ısıtılmış fırına koyun, börek ısısında (ben 175-180 derece arası yapiyore) 15-20 dakika pişsin, üzeri pembeleşince çıkarın. Sonra da yiyin.

Bizim kahvaltı sofrasında:
- 1- İçi çay dolu Tiryaki
- 2- Çıtır ekmek Jale
- 3- Chokella (Nutella’yı döver)
- 4- Trakya çiftliği krem peynir (rengine aldanıp biberli diye aldık, sadeli çıktı.)
- 5- Çok şık kokteyl yeşili zeytun
- 6- Adabınca kesilmiş domatiz, salatalık (sevgiliye kestirilsin.)
- 7- Bildiğin fincan. Neden işaretlemişim anlamadım. Haa, üstünde kalpler var, ondan mı acaba? (?)
- 8- Patatesli yumurta
- 9- Lüküs Ezine peyniri
- 10- Vazgeçilmez lezzet: Ananas suyu
- 11- Kekikli, kırmızı biberli, limonlu zeytinyağı (ekmek banmalık)
- 12- (Oo bu madde önemli) silgi (tamam ya. silgi ve iyacp, üfff) yapımı şeftali reçeli
- 13- Lens kapağı
vardı.
Öpt.
pisiren: silgi

Malzemeler:
- 1 su bardağı kırmızı mercimek
- 3 adet küçük havuç veya buna eşdeğer bir buçuk büyük havuç
- 1 adet orta boy pattes
- 1 adet orta boy soğan
- 1 adet ramazan pidesi
- 1 adet genç, güzel ve hasta sevgili
- 1 adet en pahalı blendır
- 1-2 adet lokma tatlısı
- 1 adet rende
- bir miktar sıvı yağ
- tuz, karabiber
Hazırlanışı:
Yemeğimizi hazırlamaya başlayabiliriz. Öncelikle, sevgili okuyucum, yapman gereken 1 adet genç, güzel ve hasta sevgiliyi başında durup dırdır edemesin diye televizyonun karşısındaki koltuğa yatırmak olmalıdır. Bundan sonrası çocuk oyuncağı. Daha önceden köşedeki pastaneden almış olduğumuz çıtır çıtır lokma tatlılarını sevgiliye çaktırmadan yedikten sonra soğanımızı kabuklarından arındırıp bir güzel yıkıyoruz. Aynı şekilde pattesimizi ve havuçlarımızı da soyduktan sonra rendemize aşağılayıcı bir bakış fırlatıp onu durması gereken yere yani alttan ikinci çekmeceye kaldırıyoruz. Son-sistem-en-pahalı blendırımız varken rendeyle mi uğraşacağız allasen? Hiç. Şef bıçağımızla soğanımızı önce ikiye sonra da dörde böldükten sonra blendırımıza havale ediyoruz. Bir iki kesik vuu vuu sesinden sonra elimizi korkak alıştırmayıp tam güç veriyoruz: vuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuu. Ve soğanımız hazır. İnce ince doğranmış ve biraz da suyu çıkmış soğanlarımızı bir tabağa alıyoruz. Bu noktada size bir ipucu vermek istiyorum:
İpucu #317:
Soğan doğrarken veya doğranmış soğanı blendırdan çıkarırken sadece ağzınızdan nefes alırsanız gözlerinizin yanmayacağını biliyor muydunuz?
Soğanlarımızla işimiz bittikten sonra sıra pattes ve havuçlara geliyor. Pişirme sıramız soğan, pattes + havuş ve daha sonra mercimekler olduğu için pattes ve havuçlarımızı aynı anda blendıra koyabiliriz. Karışırlarsa da karışsınlar, onlarla mı uğraşacağım canım? Sebzelerimizle işimiz bittikten sonra bir su bardağı kırmızı mercimeği ayıklayıp bol sudan geçiriyoruz. Sudan geçirme esnasında berrak su akana kadar yıkıyoruz mercimeklerimizi. Görüldüğü üzre bu mercimek yıkama işi esnasında soğanları bir yandan kavurabilirdik ama biz işimizi aceleye getirmiyoruz. Yemek yapmak bir sanattır ve biz sanatçılar bazen ilhamın gelmesini bekleriz. Konuyu dağıtmadan derince bir çokpahalı tencere alıyor ve bir çorba kaşığı kadar sıvı yağ koyuyoruz.Yağ az geldi değil mi? O zaman bi yarım kaşık daha koyalım bence. Evet evet. Yağımız kızdıktan sonra kısık ateşte soğanlarımızı kavuruyoruz. Soğanlarımız kulak memesi rengine geldikten sonra bi bakıyoruz sevgilimiz gelmiş, “Bunlar olmuş lan, hemen pattesleri at” diyor. Ona haddini bildirecek sertlikte “Kızma hayatımın anlamı” deyip onu mutfaktan uzaklaştırıyoruz. Sinirlendik tabii. Sinirlerimizi yatıştırması açısından - yine sevgilimize çaktırmadan - bir adet lokma tatlısı daha yiyoruz ve havuçla pattesleri de kavurmaya başlıyoruz. Burda elinizi çabuk tutup iyice karıştırmaya özen göstermelisiniz, zira pattesler hemmen tencerenin dibine yapışıp kalabilir. İçimizden yetmiş üçe kadar saydıktan sonra kırmızı mercimekleri de boşaltıp kırkikiye kadar tekrar sayıyoruz. Matematiğine güvenenler yetmişüçün üstünden kırkiki kadar daha sayıp yüz on beşe ulaşabilirler. Sayma işlemi bittikten sonra çorbamızın üstüne alt-yedi bardak soğuk su koyuyoruz. İstenilenden daha yoğun geldiyse bir bardak daha su koyuyoruz. Daha sonra ocağımızın altını açıp sakin sakin karıştırarak çorbamızın olmasını bekliyoruz. Ay durun be, kafam karıştı. Önce tuz atın tuz. Bakın, bazılarınız bilmiş bilmiş “Pattesler çok tuz yer, iki kaşık iyidir” diyebilir, ben bunlara ancak güler geçerim. Siz siz olun bir yemek kaşığından fazla koymayın. Yani koyunca çok tuzlu oluyor, sonra su kaynat, çorbaya kat, uzun iş. Ben yaptığımdan değil, arada hanım yapıyor ordan biliyorum, yemin ederim. Konuyu hızlıca kapatıp çorbaya dönelim, nolur. Çorbayı yer yer sertçe karıştırıyoruz, çünkü dibe çöken pattesleri başıboş bıraktığınız an yapışıp kalıyor bu terbiyesizler. Ben böyle şey görmedim. Çorbamız kaynamaya başladıktan sonra oldu bitti hazır sanmayın sakın. Bi on-onbeş dakka daha karıştırarak kaynatıyoruz. Ben böyle eziyet görmedim arkadaş. Bir yandan eliniz yanıyor, bir yandan içeriden “Yemek nerde kaldı” diye dırdır işitiyorsunuz. Velhasıl çorbamız hazır olmaya yakın istenilen miktarda karabiber atıp kaselere yerleştiriyoruz. Daha sonra kırmızı tepsimize bir kase sıcak çorba, bir kase tava yoğurdu ve bir iki tane de garip mısırlardan koyduktan sonra sevgilimizin beğenisine sunuyoruz. Kendisi “Ben bunla doymam” dedikten sonra önüne bir tam ramazan pidesi koyuyoruz.
Afyetolsun.

pisiren: iyacp